GençVeteriner | Veteriner Hekimlik ve Evcil Hayvan Portalı
Veteriner Hekim ve Evcil Hayvan Platformu

DUYURULAR!!!

Gencveteriner.com artık VetRehberi.Com İsmi altında yayın yapmaya başlamıştır. Tüm üyelerimize duyrulur.

Veteriner Hekimlere Sorun bölümü kapatıldı. Sorularınızı yeni sitemizin Soru-Cevap bölümünde sorabilirsiniz.

Anlayışınız ve Gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler...


0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı C!LG!N_17

  • Aktif Üye
  • *
    • İleti: 174
    • Teşekkür: 49
    • Cinsiyet:Bay
  • Sınıf: Mezun
  • Üniversite: Yüzüncü Yıl
Entomolojiye Giriş
              Entomoloji; hayvanlarda ve insanlarda zararlı olan, direkt olarak bozukluklara neden olan, indirekt olarak ise hayvanlara ve insanlara patojen etkenlerin naklinde rol alan artropodların morfolojisi, biyolojisii ve ekoloji ile ilişkilerini ve bunların bizzat kendilerinin yaptıkları hastalıkların klinik belirti, epidemiyoloji, patogenez, bulaşma, teşhis, tedavi, kontrol ve mücadele yöntemlerini inceleyen bilim dalıdır.
Entomoloji bilimi Parazitoloji Anabilim Dalı’nın bir alt bilim dalıdır. İncelediği konular içerisinde artropodlar olmasından dolayı zooloji bilimi ile, hastalık etkenlerini naklinden dolayı viroloji, bakteriyoloji, protozooloji ve helmintoloji bilim dallarıyla, neden olduğu hastalıklar nedeniyle de patoloji, epidemiyoloji, immünoloji ve diğer bilim dallarıyla yakın ilişkisi vardır. Ayrıca insanlarda ve hayvanlarda zararlı etkileri görülen bir kısım artropodlar ise bu konaklarda ortak görülmesinden ve artropozoonotik karakterde olmasından dolayı da tıbbi entomoloji ile ortak ilişkisi bulunmaktadır.
Artropodoloji bilimi aslında zoolojinin bir alt bilim dalı olup, tüm artropodları tanımak (taksonomik, morfolojik, biyolojik v.s.) amacını güder. Veteriner ve Tıbbi artropodoloji bunlardan sadece hayvanlara ve insanlara zararlı olan artropodları ve hastalık durumlarını inceler.
Artropodoloji ( Arthors: Eklem, Podos: Ayak, Loji: Bilim) vücutları segmentli, eklem bacaklı, omurgasız hayvanları konusu içine alır. Omurgasız hayvanlardan sadece insectleri (Insecta sınıfı) inceleyen bilim dalı Entomoloji, akarları (Arachnida sınıfı) inceleyen ise Akaroloji bilim dalıdır. Entomoloji Medikal veya Tıbbi, Veteriner, Zirai veya Tarım ve Orman entomolojisi olarak değişik bilim dalları şeklinde de sınıflandırılır.
Birçok araştırıcı artropodoloji kelimesi yerine entomoloji terimini kullanmaktadır. Entomoloji kelimesi canlılar aleminin artropoda filumu içinde yer alan "Entomo" (Syn: Insecta, Hexapoda ) sınıfı adıyla "loji" kelimesinden oluşmuştur. Bu nedenle entomoloji dar anlamda sadece insecta sınıfını inceleyen bir bilim dalını ifade eder. Ancak eskiden beri yaygın olarak kullanılmakta ve tüm artropodları içine almaktadır. Ayrıca Arachno-Entomoloji terimi de kullanılmaktadır. Bu bilim dalı arachnoidea ve insecta sınıfındaki artropodları inceler. Bu iki sınıf veteriner ve tıbbi bakımdan önemli olan hemen bütün parazitleri içine almaktadır. Arachnoidea sınıfında bulunan akarina takımındaki artropodları inceleyen bilim dalına ise akaroloji adı verilmektedir.
Artropodlar parazit tanımlaması içine girmektedir. Ancak artropodların birçoğu zararlı olmayıp tam aksine ekolojik denge için faydalı olanlar (Coleoptera sp. ) yanında gıda olarak tüketilenler (Yengeç, Istakoz) veya ürününden yararlanılan (Apis mellifera) türlerde vardır. Parazit olarak bulunan ve konaklarda hastalık oluşturan artropod türleri ise çoğunlukla ektoparazit olarak tanımlanır. Bu ektoparazitlerin yani artropodların insan ve hayvanları istila etmesine sonucu oluşan hastalık tablosuna enfestasyon adı verilmektedir.
Veteriner artropodolojinin önemi ve amacı:
Evcil ve yabani hayvanlarda önemli hastalıklara neden olan artropod türleri bulunmaktadır. Örneğin Hypoderma sp. türlerinin neden olduğu hypodermosis, kene enfestasyonları, mallophagosis, uyuz gibi hastalıklar artropodal enfestasyonların başında gelmekte ve hayvanlarda önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır.  Artropodların diğer tıbbi önemlerinden biri de insanlar ve hayvanlar da hastalık etkenlerini taşımalarıdır. Örneğin kenelerin Babesia sp., Theileria sp. gibi protozoer hastalık etkenlerini ve arboviruslar gibi (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi gibi) viral etkenleri taşımalarıdır.
Artropodların bu zararlı etkilerinden dolayı amaç; öncelikle hayvanlara zarar veren artropodları en ideali çok zor olmakla beraber ortadan kaldırmaktır. Ancak eradikasyonun mümkün olmadığı veya ekonomik olamayacağı durumlarda amaç zararlı olan bu artropodları sayıca kontrol altına almak, hayvanları bunlardan korumak, bunların mümkün olmadığı durumlarda ise enfeste hayvanları tedavi etmektir.
Eradikasyonda eğitilmiş personel, iyi bir ekip çalışması, ekonomik olarak  para araç ve gerecin tam ve kesintisiz olarak sağlanması, halkın bilinçlendirilmesi, sınır ve gümrüklerin kontrolü, göçmen hayvan hareketleri ve taşımacılık sorunları gelmektedir. Ayrıca eradike edilecek artropodun doğada yabani hayvanlarda yuvalanma imkânı bulamayacak türden bir parazit olması şarttır. Eradikasyon tamamlandıktan sonra bu hastalığa karşı direnç ve bağışıklık olmayacağı için hastalık meydana çıkarsa büyük ekonomik kayıplara sebep olacaktır. Bu nedenle sürekli kontrol gereklidir. Bu şartların tamamen uygulanabildiği durumlarda eradikasyonda başarı sağlanabilir.
Artropodolojinin Tarihçesi
Artropodların fosillerine, üzerlerini örten sert ve kalın kitin tabakası dolayısıyla, çok eski kara parçalarında bile rastlanmaktadır. Artropodların insanlardan daha eski zamanlarda bulunduğunu ileri süren araştırıcılar vardır. Bunların fosilleri üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda yaklaşık olarak on iki bin türün bulunduğu bildirilmektedir.
Milattan önceki kavimlerde yapılan araştırmalarda ilkel insanların pire, bit, tahtakurusu, kene ve sivrisinek gibi dış parazitleri iyi tanıdıkları kaydedilmiştir.
Eski bir tıp eseri olan Susruta Samhita'da (M.S. 500) sivrisineklerle sıtma arasında ilişki olabileceği kaydedilirken, tahtakurularının yutularak sıtma tedavisinin mümkün olacağı gibi yersiz bazı görüşlere de yer verilmektedir.
Mısır'da parazitler ile ilgili bilgiler papürüslere dayanmaktadır. Bunlardan Kahün papürüs'ü (M. Ö. 1900) veteriner hekimlikle, Ebers papürüs'ü (M. Ö. 1550) ise tıpla ilgilidir. Bu tarihlerde Mısırlıların çeşitli endoparazitleri tanıdıkları, ektoparazitlerden ise pire ve sivrisineklere karşı mücadele yöntemleri geliştirdikleri görülmektedir. Milattan önce Mısır' da bir orduda uyuz salgını görüldüğüne dair kayıtlar bulunmaktadır.
Sümer, Babil ve Asur'da diğer medeniyetlerde bilinen bütün parazitler tanınmaktadır. Özellikle Asur-Babil hekimlerinin uyuzu ve bitleri tanıdığı, uyuzu kükürtle tedavi ettikleri, hastalıkların yayılmasında bazı küçük böceklerin rol oynadığına inandıkları görülmektedir. Ancak yine bu dönemlerde hastalıkların insanların günahlarının bir cezası olarak verildiği fikri de kabul ediliyordu. Bu görüşler Filistin' dede devam etmiştir. Burada da belli başlı ektoparazitler tanınmakta ve bitlerin terden meydana geldiğine inanılmakta idi. Ancak Hipokrat'la gözlem ve deneye önem verilmeye başlanmış ve parazitlerde hastalık sebepleri arasında belirtilmiştir. Aristo' da bu dönemde yaşamış ve hekim olmamakla beraber bitler konusunda değerli bilgiler vermiştir.
Roma' da veteriner parazitoloji alanı önem kazanmış olup, çeşitli hayvanlardaki uyuz ile bu hastalığın sağaltımları üzerinde durulmuştur. Galen ise (M. S. 131 - 201) insan ve hayvanlardaki birçok paraziti tanıyan önemli bir kişi olmuştur.
İslam ülkelerinde M.S. 6. yüzyılda islamiyetin yayılması ile uygarlık aleminde yeni bir devir başlamıştır. Bu devir "Arap devri" ya da Arap diliyle "hekimlik devri" olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde Araplardan başka, İranlı, Hintli ve Türkleri de görmekteyiz. Hz. Muhammed'in doktoru İbn Çalda ve diğer başka hekimler sivrisineklerle bazı hastalıklar arasındaki ilgiyi biliyorlardı. M.S. 10. Yüzyılda Al-Tabari ilk kez uyuz böceğinden bahsetmiştir. Aynı yıllarda yaşayan İbn-i Sina ortaçağın en büyük hekimi olup, "Kanun" adlı eseri 18. yüzyıla kadar Avrupa Tıp Okullarında okutulmuştur.
Ektoparazitlerle ilgili çalışmalarda ortaçağda bir duraklama görülmüştür. Ancak 1600'lü yıllarda tekrar ilerleme başlamıştır. Merkurialis veba etkeninin sineklerle taşındığını ileri sürmüştür. Francesco Redi "Spontaneus generatio" ( etkenlerin yoktan varoluşu, kendiliğinden varoluş) fikrini çürütmüş ve Leeuwenhoek'un mikroskobu buluşuyla da bu bilimde ilerleme olmuştur. 18. yüzyılda Linnaeus=Linne "Sistema Naturae" adlı kitabında (1758) Zoolojide ilk klasifikasyonu yapmıştır. 1700'lü yıllarda Linne entomo sınıfında ikili nomenkulatur uygulamıştır. Parazitolojide priorite kuralı uygulanmaya başlamıştır. 19. yüzyılda Rudolphi parazitolojide klasifikasyona gitmiştir.
1877'de Patrik Manson sivrisineklerin Wuchereria bancrofti adındaki filaria'yı naklettiğini ileri sürmüş, daha sonra Bancroft (1884), Low'unda işbirliği ile bu iddiasını deneysel olarak ispat etmiştir. Artropodların salgın hastalıkların taşınmasında rol aldıkları, 1881 yılından sonra anlaşılmıştır.
Smith ve Kilbourne 1893'de Teksas humması etkeninin Babesia bigemina olduğunu ve Boophilus annulatus'un bu kan parazitinin taşıyıcılığını yaptığını bildirmiştir. 1895'de Bruce Nagana (Trypanosoma brucei) hastalığının çeçe sineği ile taşınmasını kaydetmiştir. 1897'de Ross Anopheles' de sıtma zigotlarını saptamıştır. Bundan sonra artropodların vektörlük rollerine ilişkin çalışmalar başlamıştır. Bu dönemlerde böceklere karşı mücadele yapılması ve önlem alınması ile ilgili çalışmaları görmekteyiz. Bu amaçla insektisitlerin sentezi yapılmış ve 1939'da DDT'nin insektIeri öldürdüğü Paul Müller tarafından belirlenmiştir. Türkiye'de Entomoloji alanında ilk bilimsel çalışmalar İsmail Hakkı Çelebi'ye aittir. Daha sonra Nevzat Tüzdil ve Hasan Şükrü Oytun'un çalışmaları olmuştur.
Artropodların Zararlı Etkileri
Artropodların konaklarına (Konak: Artropodları üzerinde veya içinde taşıyan omurgalı canlılar yani insan ve hayvanlara verilen isimdir.) zararlı etkileri 2 grupta toplanmaktadır. Bunlar;
A) Artropodların direkt olarak  neden olduğu zararlı etkiler:
a-1) Konaklarını rahatsız etmeleri:
Ektoparazit artropodlar genellikle konak üzerinde gezerken ya da yakınında uçarken onu rahatsız eder ve normal fonksiyonlarını görmesini engeller. Örneğin  Mallophaga takımındaki bitler kanatlıların üzerinde gezerken onları huzursuz eder, yeterli besin almasını engeller, stres ve verim düşüklüğüne sebep olur. Meradaki ineklerin çevresinde uçuşan Hypoderma ve Tabanus cinsi sinekler onları huzursuz eder ve hayvanların sağa sola kaçışmasına neden olur ve dolayısı ile özellikle sığırların meradan yararlanmasına engel olduğu için verim kaybına ve hatta bu kaçışmalar esnasında abortlara neden olabilirler.
a-2) Soyucu sömürücü etkileri:
Artropodun konakçısından kan, lenf ve doku sıvılarını emmesi veya kan emme sırasında böcek tarafından çıkarılan  antikoagülant madde etkisiyle kanamanın uzun süre devam etmesiyle olur. Artropod az sayıda olduğunda bu etki önemsenmeyebilirse de çok sayıda olduğunda (Ör: Kene, Tabanus cinsi sinekler gibi) kan emme sonucu anemi meydana gelmekte ve hatta hayvanların ölümüne neden olabilmektedir. Bütün hayatları boyunca kan emmek zorunda olan kenelerin, yumurtlamak için kan emmek zorunda olan dişi sivrisineklerin konaklarından kan emmeleri sömürücü bir etkidir.
a-3) Dermatozlara neden olmaları:
Artropodların konakçısını ısırma ya da sokması sonucu veya konak derisini istila etmesi neticesinde değişik derecede deri irritasyonlarına ve dolayısıyla dermatozlara neden olurlar. İrritasyonlar artropodların allerjik ve toksik etkileri sonucunda meydana gelebilir. Deri irritasyonu ya sivrisinek, pire, kan emici bitler gibi sokucu artropodlardan ya da uyuz etkeni olan ve deri içinde oyuk ve tüneller açan artropodlardan meydana gelir. Tabanus’ların hayvanlardan kan emerken deride oluşturdukları yaralar ve Hypoderma sineklerinin larvalarının sığırların vücudunda göçleri sırasında sırt derisi altına yerleşip deriyi delmeleri sonucu oluşan bozukluklar bir traumatik etkidir.
a-4) Myiasis ve bununla ilgili bozukluklar:
İnsecta sınıfı Diptera takımındaki bazı sinek larvalarının insan veya hayvanların organ veya dokularını istila etmelerine myiasis adı verilir. Zorunlu, fakültatif ve rastlansal myiasis olarak ya da larvaların yerleştiği anatomik bölgeye göre cuticol, gastricol, cavicol myiasis olarak sınıflandırılır. Bu larvalar direkt olarak kendileri doku ve organlarda zararlı olduğu gibi larvalar konakta biyolojik gelişmeleri esnasında da yan etkiler oluşturabilirler. Hypodermosisde parapleji, meteorismus görülmesi, tek tırnaklılarda gastricol myiasisde vakalarında stomatitis ve  peritonitis görülmesi bunlara örnek verilebilir. Yine Hypoderma larlavarının özellikle sığırların sırt derisi altında açmış olduğu deliklerden dolayı dericilik sektöründe meydana gelen ekonomik kayıplar sinek larvalarının neden olduğu diğer zararlı etkilerdir.  Ayrıca özellikle koyunlarda yaygın olarak görülen görülen cavicol myiasisde ise Oestrus ovis larvalarının sinüsler ve burun konhalarına yerleşerek tahribat yapması, hatta ethmoid kemiği de delerek beyine gitmesi ve sinirsel bozukluklara sebep olması önemli zararlı etkilerdir.
a-5) Artropodların zehirli etkileri:
Parazit olan ve olmayan artropodların toksik etkileri olmak üzere iki grupta incelenir.
1) Parazit olan artropodun beslenmek için konakçısını soktuğunda bıraktığı sekretlerden oluşan toksikozlar.  Örneğin; bazı kene türlerinin kan emme esnasında salgıladıkları tükrük hayvanlarda sinir sistemini etkileyerek felçlere ve hatta ölümlere bile neden olabilmektedir. Ayrıca insecta sınıfındaki sivrisinek ve tahta kurularının kan emmeleri esnasında deride oluşturdukları zayıflık ve şiddetli kaşıntı da toksik etkidir.
2) Parazit olmayan arı, çıyan, örümcek ve akrep gibi artropodların özel zehir bezlerinde bulunan zehirlerle meydana gelen toksik etkidir. Bu zehir artropodun saldırı veya savunma araçlarından olup, özelliği ani etki yapması ve şiddetli acı vermesidir.
a-6) Artropodların allerjik etkileri:
Bazı artropodlar, konakları üzerinde gezinme ve kan emmeleri esnasında allerjik bozukluklara yol açarlar. İnsanlarda tahta kurularının deride gezinmeleri sonucu bütün vücutta şiddetli kaşıntı ve deride kırmızı kabarcıklar (ürtikerlere) oluşması allerjik bir etkidir. Allerjik reaksiyonların şiddeti kişinin dispozisyonuna bağlıdır. Aynı tür artropoda maruz kalan değişik fertlerde değişik şiddette ortaya çıkar. Ayrıca allerjik reaksiyonlarda allergenle daha önceki temas süresi ve allergene maruz kalma şeklide önemlidir. Artropodal alerjik etkiler eksternal veya parenteral yola göre de değişir. Artropodlardan ileri gelen allerjik reaksiyonlar 2 şekilde görülür.
a) Parazit olmayan artropodlardan ileri gelen allerjik reaksiyonlar. Bunlar artropodun vücutları veya sekretleriyle ilgilir. Hamam böcekleri ve Dermatophagoutes cinsine bağlı ev tozu akarları örnek verilebilir.
b) Parazit olan artropodlardan iler gelen allerjik reaksiyonlar. Örneğin; sivrisinek ve pire gibi insektlerin kan emmek için konakları soktuklarında bıraktıkları tükrük salgısından ileri gelir. Ayrıca tırtılların oluşturduğu etkiler toksik, mekanik veya allerjik bir nedenle oluşmaktadır.
B) Artropodların hastalık etkenlerini taşımaları (vektör veya arakonakçı) ile ilgili olarak yaptığı zararlı etkiler:
Hastalık etkenlerini aynı veya farklı konaklar arasında aktif olarak nakledip bulaştıran omurgasız canlılara yani artropodlara vektör adı verilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus bütün artropodların vektör olmadığı ancak vektör tanımlaması içinde geçen türlerin artropod olduğudur. Arakonak ise hastalık etkenlerinin daha çok genç şekillerini veya larva formlarını vücudunda taşıyan ve omurgalı konaklara pasif olarak bulaşmasını sağlayan artropodlardır. Theileria sp. etkenlerinin vektörü keneler, Dipylidium caninum adlı cestodun arakonağı pirelerdir.
Artropodlar hastalık etkenlerini bulaştırmaları yönünden 4 gruba ayrılır.
1) Mekanik taşıyıcı: Bu gruptaki artropodlar hastalık etkenlerini yoğun olarak bulunduğu yerlerden vücutlarına bulaştırmak süratiyle çevreye ve hatta gıdalara mekanik olarak yayarlar. Nakil olayı az çok tesadüfe bağlıdır. Mekanik taşıyıcılar patojen etkenlerin bulaşmasında tali bir rol oynarlar. Örn : Dışkı ile temasta bulunan hamam böcekleri ve kara sinekler amipli dizanteri etkeni olan Entamoeba histolytica kistlerini gıdalara naklederler. Bu tip bulaşık gıdaların insanlar tarafından yenilmesi ile de kistler sindirim kanalına girerek hastalığın oluşmasına yol açarlar.
2) Biyolojik vektör: Bu tip vektörlerde, patojen etkenler artropod vücudunda biyolojik gelişme geçirdikten sonra başka bir konağa aktif olarak nakledilir. Örn : Sivrisineklerin sıtma etkeni olan Plasmodium 'ları, bulaştırması ile lxodidae ailesindeki mera kenelerinin Babesia ve Theileria türlerini bulaştırması örnek olarak verilebilir. Sivrisinekler malaryalı insanlardan kan emerken sıtma etkenlerinin erkek ve dişi gamontlarını alırlar. Bunlar sivrisineğin midesinde bir gelişim devresi geçirdikten sonra oluşan sporozoitler tükrük bezlerine yerleşir. Sivrisineğin başka bir insandan kan emmesi ileverilen sporozoitler ile enfeksiyon oluşur. Bu tip biyolojik vektör olarak hastalık etkenini taşıma olayı; artropodun vücudunun ön tarafından olan biyolojik nakildir (salivarial). Chagas hastalığı etkeni olan Trypanosoma cruzi ise konik burunlu tahta kuruları olan Triatoma ve Rhodnius cinsi artropodlar tarafından ve bunların arka tarafından (dışkının deriye bırakılması ile) biyolojik olarak bulaştırılır (sterkorariyal).
3) Mekanik vektör: Patojen etken vektör de bir biyolojik gelişme geçirmeden diğer konaklara bulaşabiliyorsa bu tip vektörlere mekanik vektör adı verilir. Yani vektör hastalık etkenini aldıktan kısa bir süre sonra başka bir konağa bulaştırılır. Örn : Kan emen sineklerden Tabanus veya Stomoxys'lar sığırlardan kan emmeleri esnasında Trypanosoma evansi'yi alırlar. Kısa bir süre içinde bu insectler diğer bir sığırdan kan emerken hortumlarına bulaşık bulunan trypanosomaları ona naklederler. Hastalık etkenlerinin bu tip taşınması olayı kan emme süratiyle olan mekaniksel nakildir.
Yukarıda Anlatılan biyolojik ve mekanik vektörler hastalık etkenlerini bulaştırma yönleri dikkate alındığında zorunlu vektörler olarak da tanımlanırlar.
4) Arakonakçı (Arakonak): Bir parazitin bir gelişme dönemini taşıyan ve sonkonağa ulaşmasında pasif olarak görev yapan artropodlardır. Örn: Köpek piresi olan Ctenocephalides canis'in köpek şeritlerinden Dipylidium caninum'a arakonaklık yapması. Arthropodolojide erişkin form omurgalıdaysa omurgalı sonkonak, erişkin form omurgasızdaysa omurgasız sonkonak olarak tanımlanır.  Ancak bu tip adlandırmaya karşı görüşlerde vardır. Erişkin form omurgasızda ise daha yüksek yapılı olan canlı yani omurgalı insan veya hayvan sonkonak olarak adlandırılır.
Artropodların taşıyıp bulaştırdıkları enfeksiyon etkenleri:
Artropodlar; protozoonlar, bakteriler, helmintler, riketsiyalar ve viruslar olmak üzere bakteriyel ve paraziter hastalık etkenlerini arakonak, vektör veya mekanik taşıyıcı olarak taşırlar.
Artropodların enfeksiyon etkenlerini konakçıya veriş biçimleri:
a) Mide içeriğinde bulunan patojen etkenleri ağız organelleri ile kusma şeklinde konağa verme şekliyle olur. Örn: Fare piresi (Xenopsylla cheopis) veba hastalığı etkeni olan Pasteurella (Yersinia) pestis'i ve Phlebotomus'ların (tatarcık sineği) Leishmania'ları konaklarına veriş biçimi gibi.
b) Tükrük bezleri salgısındaki etkenleri ağız organelleri yardımı ile sokmak süratiyle konağa verme. Örn : Sivrisinekler Plasmodium 'ları, keneler Babesia ve Theileria 'ları bu şekilde verirler.
c) Patojen etkenlerin vücut duvarından özellikle de ağız organelleri kenarından dışarı sızması ile konağa bulaştırılması. Örn : Sivrisineklerin filariyal nematodları bulaştırması.
d) Artropodların bulaşık vücut kısımlarıyla etkenlerin konaklara bulaştırması. Örn : Sivrisineklerin kanatlı çiçeğini, Chrysops türlerinin tularemiyi bulaştırması.
e) Patojen etkenlerin artropodun ekskresyon sıvılarıyla konaklara bulaşması. Örn : Argasidae ailesindeki mesken keneleri virus ve spiroketaları coxal bezleriyle dışarı atarak konaklara bulaştırırlar.
f) Enfekte dışkının konakçı derisi üzerindeki sıyrıklara veya konjuktivalara bırakılmasıyla bulaştırma. Örn : Triatoma cinsi uçan tahta kurularının Trypanosoma cruzi'yi bulaştırması.
g) Patojen etkenle enfekte artropodun konak tarafından yenmesi veya artropodun konakçı üzerinde ezilmesiyle etkenlerin konaklara bulaşması. Örn : Farelerin pireleri yiyerek Trypanosoma lewisi ile enfekte olması, köpeklerin pireleri yiyerek Dipylidium caninum 'la enfekte olmaları gibi.
Artropodların hastalık etkenlerini nakletme şekilleri:
a) Transstadiyal nakil: Artropodun gelişme dönemlerinin herhangi bir safhasında iken aldığı enfeksiyon etkenlerini daha sonraki gelişme dönemlerine geçirmesi ve bu gelişme döneminde iken başka bir konaktan beslenirken etkenleri nakletmesine transstadiyal nakil ya da trasstadiyal bulaşma adı verilir. Örn : Ixodidae ailesindeki kenelerin theileriosis etkenlerini bulaştırması.
b) Transovariyal nakil: Artropodun, bir jenerasyonda konaktan beslenirken aldığı etkenleri daha
sonraki jenerasyonlarına aktarması ve bu jenerasyonda başka bir konaktan kan emerken etkenleri bulaştırmasına transovariyal nakil ya da transovariyal bulaşma denir. Bu bulaşma şekli bazen 8-10 jenerasyon devam edebilir. Örn : Kenelerin (Boophilus sp) babesiosis etkenlerini bulaştırması. Kene bir konaktan kan emerken etkenleri alır. Bu etkenler kene vücudunda gelişme dönemi geçirerek kenenin ovaryumlarına geçer. Kene enfekte yumurtalar bırakır. Yumurtalardan çıkan larvalar da enfektedir. Bu durum nesil boyu devam eder ve kan emerken etkenleri başka konağa nakleder.
c) Monohomostadiyal nakil: Artropodun aynı gelişme dönemi içinde konaktan aldığı etkenleri başka bir konağa bulaştırması. Örn : Sivrisineklerin Plasmodium 'ları bulaştırması.
d) Transsexuel nakil: Dişi artropod kan emerken aldığı etkenleri transovariyal olarak larvalarına geçirir ve bu larvalardan erişkin hale gelen erkekler etkenleri başka bir dişi artropoda bulaştırır. Bu dişi böcekde başka bir konaktan beslenirken etkenleri bulaştırır.
Artropodların Yararlı Etkileri:
Doğada mevcut milyonlarca tür artropod dikkate alındığında bunların zararlı etkilerinin yanında birçok yararlı etkileri de vardır. Dünyadaki böcek faunasının ancak % 5 kadarı zararlıdır. Geriye kalan %95’lik kısım faydalı türleri içermektedir. Böcekler; bitkilerin döllenmesinde, toprakta biyolojik ortam ve gübre oluşmasında, ekolojik dengenin korunmasında ve devamının sağlanmasında, doğal dengenin sağlanmasında, erozyon önlenmesinde, salgınların ortaya çıkmasına engel olmada, birçok adli vakalarda olayların aydınlatılmasında artropoda filumundaki türler önemli yer tutarlar. Bunlara ilaveten arı ve ipek böceği gibi direkt yolla faydası olan ve istakoz, karides gibi gıda olarak tüketilen artropodlar da besin değeri yönünden önemlidir.
Artropodlarda çoğalma (Reproduction):               BURADA
Artropodlar genel olarak eşeysel çoğalırlar. Ancak nadiren bazı türlerde partenogenetik çoğalma (döllenmemiş yumurtalardan yeni fertlerin meydana gelmesi) görülür. Arı ve ipek böceği gibi
Artropodlarda  partenogenetik çoğalma görülür. Artropodlar eşeyli çoğalmada çiftleşmeden sonra
çoğunlukla yumurtalarını, ender olarakta larvalarını bırakırlar. Artropodlarda cinsiyet ayrıdır ve farklı bireylerde bulunur. Bazılarının dişi ve erkekleri birbirlerine benzemez. Buna dimorfizm adı verilir. Döllenme sonunda bazı artropodlarda (sinekler) sırası ile larva, pupa ve erişkin (imago) formlar gelişir. Bunların larva ve pupası erişkin forrnlara hiç benzemez, bu duruma tam metamorfoz adı verilir. Bit, kene ve uyuz etkenleri gibi artropodlarda  ise yumurtadan çıkan larva erişkin forma bazı eksiklikleri dışında genel olarak benzer ve bu form nymph adını alır. Bu tip gelişmeye ise tam olmayan metamorfoz adı verilir.
Artropodların Genel Morfolojik Özellikleri
Artropodlann yapısı halkalardan oluşmuştur. Vücutları bilateral simetriktir. Vücutlarını oluşturan
halkalar bazı özellikler kazanarak vücudun bölümlerini meydana getirirler. Artropodların vücudunun dış kısmı genellikle kitin tabakası ile kaplıdır. Çok sert olan bu tabaka artropodun iskeletini oluşturur. Kitin tabakası artropoda bir dış iskelet (eksoskelation) görevi yapar. Omurgalıların aksine artropodlarda iskelet vücudun dışındadır. Ayrıca bu kitin tabakası artropoda belirli bir şekil ve dayanıklılık kazandırır. Dış iskeleti oluşturan kitin tabakası her bir segmentin üzerinde kalınlaşarak plakları meydana getirir ki bu plaklara sclerit adı verilir. Dorsalde bulunan sclerite tergum, ventraldekine sternum ve yan taraftakine pleuron adı verilir. ScIeritler birbirlerine yumuşak kısımlarla bağlanmışlardır. Artropod gelişirken ancak esnek olan kısımların müsaade ettiği kadar büyüyebilir. Plaklar artropodun vücudunu tamamen kapattığında alttan yeni bir gömlek oluşturulur ve artropod gömlek değiştirir. Bu işlem belirli periyotlar içinde meydana gelir. Artropodlar iki yanlı simetrik olan segmentlerden oluşmuştur. Bu segmentler bazan gruplaşmalar gösterir. Böylece ön taraftaki segmentlerden baş (caput), ortadakilerden göğüs (thorax) ve
arkadakilerden karın (abdomen) meydana gelir. Bazı artropod türlerinde ise segmentasyon ve hatta bu üç vücut kısmı belirgin olmayıp birbiriyle kaynaşmış, yekpare bir haldedir. Artropodlarda hareketi sağlayan çizgili kaslar kitin tabakasının içindedir. Kitinin iç tarafı vücut boşluğunu oluşturur ki buna hemosel (haemocoele) adı verilir. Bunun içini artropodun iç organlan doldurur. Bunlar arasında da artropodun kanı olan hemolenf bulunur. (Hemolenf: kan ve lenf sıvısı). Kitin tabakası iskelet görevi yanısıra bu hemolenfin de uçmasına engel olur. Çok sert ve kalın olan kitin dolayısı ile artropodun büyümesi ancak gömlek değiştirme ile olur. Hareket organellerininde kolaylıkla hareket edebilmesi için eklem yerlerinde bu kitin tabakası incelmeler gösterir. Artropodlara karşı kullanılan öldürücü ilaçların vücuda girmesi ancak bu ince olan eklem yerlerinden olur. Artropodların dolaşımı açık olarak olur.Yalnız bir dorsal arter kanın hareketini sağlar ve kalp ödevi görür. Kalp ilkel olup duvarlarında delikler vardır. Bu delikler yardımı ile çevredeki kanı emer. Emmiş olduğu bu kanı vücut boşluğuna açılan kısa damarlardan pompalar.  Böylece kan dolaşımı sağlanır.
Artropodlarda solunum organları stigmata veya spiracle adı verilen deliklerden başlar. Bu delikler vücut yüzeyinde olup, thorax ve abdomenin her halkasında bulunur. Bu delikler içte trachea adı verilen ince hava borularına açılır. Bu borular daha ince dallara ayrılarak bütün vücuda yayılır. Hava vücut dışındaki deliklerden girer ve borulardan geçer. Böylece havadaki oksijen hücrelere taşınır. Karbondioksit ise ters yolla dışarı atılır. Solunum organları bakımından artropodları 5  gruba ayırabiliriz.
I) Solungaçlarla solunum yapanlar. Bu tip solunum organları daha çok sularda yaşayan artropodlarda görülür.
2) Trachea'larla solunum yapanlar: Insecta sımfindaki artropodlarda ve Arachnoidea sımfindaki bazı türlerde görülür. Trachea ince, elastik ve kitinli ipliklerle desteklenrniş tiptedir. Dışa açılan deliğine stigma adı verilir. Buralar stigmadan başlayarak vücudun içine doğru dağılan ve gittikçe incelen birtakım kollara ayrılmıştır. Böylece bu borucuklar vasıtasıyla hava vücudun iç kısmına  kadar girer. Bu borucuklardaki kitini iplikler helozon tarzında görülür. 3) Kitap akciğerler: Bu solunum organı örümceklerde görülür.
4) Kitap solungaçlılar : Yengeçlerde görülen solungaç şekli olup, bunlarda solunumu sağlarlar.
5) Özel solunum organı olmayanlar: Bu tip artropodlarda solunum vücudun dış yüzeyi ile yapılır. Acarina takımındaki bazı türlerde solunum organı bulunmaz. Artropodlarda sindirim sistemi 3 ana bölümden oluşur. Bunlar ön, orta ve arka bağırsak  bölümleridir.
a) Ön bağırsak (Stomodeum) : Farenks, proventriculus (kursak) ve taşlıktan meydana gelir.
b) Orta bağırsak (Mezenteron): Artropodlarda orta bağırsak gerçek bir mide görevi yapar.
Gıdayı biriktirir ve sindirim için enzim salgılar.
c) Arka (son) bağırsak (proctodeum) : iIeum ve rektumdan oluşur. Rektum dışkıdaki suyun emiliminden sorumludur.
Orta ve son bağırsağın birleştiği  yere malpigi tubullerı açılır. Bu tubuller filtre görevi görür ve kandan aldıkları artık maddeleri bağırsağa boşaltırlar. Ayrıca gerek ön bağırsak ve gerekse arka bağırsak helozon tarzında kitini ipliklerle desteklenrnişlerdir.
Artropodlarda boşaltım (ekskresyon) değişik tipteki organlarda yapılır. Crustacea  sınıfındakilerde
boşaItım bir çift nefrida (ilkel böbrek) tarafindan yapılır. Insecta sımfindakilerde ise boşaItım işlemi malpighi kanallarıyla gerçekleştirilir. Bu kanallar sindirim kanalının etrafını halka şeklinde sarmış olup, arka bağırsağın ön kısmına açılırlar. Arachnoidea sımfindakilerde ise malpighi kanallanna ilaveten ayakların  coxae  civarına  açılan  ve  birer  gerçek  nefrida  olan  coxal  bezlerde  boşaItımda  görev alır.
Erkeklerde iki testis, vasa deferentia ve bunların her birinde birer vesicula seminalis bulunur. Dişilerde ise iki adet ovaryum vardır. Ovaryumdan çıkan yumurta kanalları birleşerek vajinayı oluşturur. Vajina reseptaculum seminisden köken alır ve ovipositor ile sonlanır. Dıştan bakıldığında erkeklerde bir adet penis ve bir çift klasper adı verilen organel bulunur.
Artropodlarda sinir sistemi başta bulunan bir sinir yumağından (baş ganglionu) oluşmuştur. Bu
yumaktan çıkan ve vücut boyunca uzanan ve ventral olarak seyreden iki sinir kordonu bulunur. Bu
sinir kordonları üzerinde her segmentte birer çift ganglion ve ganglionlar arasında da sinir bağlantıları vardır. Sinir sistemi göz, duyu organları ve hareket sistemiyle bağlantılıdır. Yani göz, dokunma ve işitme organları mevcuttur. Gözler kenelerde olduğu gibi bazı türlerde yoktur. Bitlerde ise gözler küçülmüştür. (Kenelerin bazı türlerinde göz yoktur). Diptera takımındaki sineklerde ise iki tip göz bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi petek göz yada bileşik göz adını alır ve hareketi algılamaya yarar. Diğeri ise basit göz olup başın tepesinde bulunur ve görevi bilinmemektedir. Artropodlarda gıda maddeleri antenlerde, bacaklarda ve ağız kısımlarında bulunan kimyasal algaçlar vasıtası ile tanınır.
İnsecta sınıfında bulunan artropodların çoğunluğu ovipardır. Ayrıca larvipar olanlarda vardır. Yine bu sınıftaki türlerin çoğu bir veya iki çift kanada sahiptir. Ancak hayvan sağlığını ilgilendiren türlerin bulunduğu diptera takımındakilerde bir çift kanat bulunur. Bunlarda ikinci çift kanat küçülmüş olup, tokmak şeklindedir ve halter adını alır. Bu organel duyu organı olarak görev  yapar.
Artropodlarda kanatlar thorasik segmentten çıkar ve damar adı verilen içi boş borular ile desteklenir. Bu borular kanat üzerinde uzunlamasına seyredebildiği gibi birbirini kesebilir. Damarlar arasında kalan boşluklara hücre adı verilir. Kanat üzerindeki bu damarların seyri ve hücrelerin şekli dipteraların tür teşhisIerinde kullanılır.
Artropodlarda ağız organelleri:
Veteriner hekimlik yönünden önemli olan artropodları içeren insecta ve arachnoidea sınıflanndaki
türlerde ağız organelleri farklı tiptedir.
İnsecta sınıfındaki türlerde ağız organelleri:
Böceklerde besin alış biçimlerine göre ağız organelleri üç tiptedir.
a) Çiğneyici tip: Sert gıda maddeleri ile beslenen artropodlarda görülür. Örn :Hamam böcekleri.
Ağız organelleri labrum ve üst dudak, bir çift mandibula veya çene, bir çift maxilla ve hypopharynx'den oluşur.
b) Yalayıcı -emici tip: Bu tip ağız organelleri Musca domestica (ev sineği) ve myiasis etkenleri
gibi hazır gıda ile beslenen artropodlarda görülür. Tabanuslarda da bu tip ağız organelleri bulunur.
Ancak bunlarda bıçak gibi keskin mandibulaların bulunması ile diğerinden ayrılır. Tabanuslar bu
mandibulalar yardımı ile bulunduğu konağın derisine yara açar ve yaradan çıkan kanı emer.
c) Sokucu -emici tip: Kan emen böceklerin çoğunluğunda bu tip ağız organeli bulunur. Bunların ağız organelleri değişikliğe uğrayarak hortum adı verilen oluşumu medana getirir. Bu hortumun
tavanını labrum tabanını ise labium oluşturur. Bunların arasında ise bir çift maxilla, mandibula ve
hypopharinx bulunur. Hypopharinx'de ise tükrük kanalları bulunur. Kan emme sırasında labium

hariç diğer tüm organeller deriye sokulur ve kan emerken antikoagülan bir madde deriye şırınga edilir. Kan emen bitlerde hortum bulunmaz, Ancak ağızda 3 adet kıla benzer ince organ (stilet) vardır. Pirelerde ise ağız organelleri kesici olan bir çift maxilla ve delici görevi olan epipharynxden ibarettir.
Arachnoidea sınıfındaki türlerde bulunan ağız organelleri:
Veteriner hekimlik yönünden önemli olan archnida 'larda (keneler ve uyuz etkenleri) ağız organelleri bir çift. chelicer, pedipalp ve hypostomdan ibarettir. Chelicer'ler makas gibi keskindir ve kesici ödevi görür. Böylece üzerinde dişleri olan hypostomun içeri girmesi sağlanır. Kenelerin hypostomunda diş bulunduğu halde uyuz etkenlerinkinde bulunmaz.
Artropoda Filumunun Sınıflandırılması
Artropoda filumuna bağlı olarak 5 sınıf bulunur. Bunlar;
Crustacea
Myriapoda
Insecta
Arachnida (Arachnoidea)
Pentastomida' dır. Bunlardan insecta ve arachnida sınıftan veteriner hekimlik ve hayvan sağlığı yönünden önemli olan artropodları içerir. Bu iki sınıf altında bulunan türler gerek hayvanlarda ve gerekse insanlarda önemli hastalıklara sebep olurlar ya da çeşitli hastalıklara vektörlük yaparlar.
Crustacea Sınıfı (Kabuklular) :
Bu sınıftakilerin büyük bir kısmı sularda yaşarlar. Solungaçlarla solunum yaparlar. İki çift antenleri (Diantennata) vardır. Aynca thorax ile abdomenden çıkan çok sayıda ayakları bulunur.
Crustacea 'ların üzerlerinde kireç birikmesiyle sertleşmiş bir kabuklan vardır, Bunun için bu sınıftaki artropodlara kabuklular adı verilir. Büyük bir kısmı sularda serbest olarak yaşarlar. Ancak tesbih böcekleri gibi bazı türleride karada yaşar. Bu sınıfa bağlı iki alt sınıf vardır. Bunlar;
Alt sınıf: Entomostraca
Bu alt sınıfta bulunan türler küçük kabuklulardır. Vücutları değişik sayıda bölümlere ayrılmıştır. Abdomenleri ise genellikle çatal şeklinde sonlanır. Küçük yapılı olan ve su piresi olarak da adlandırılan  Diaptomus,Cyclops ve Daphnia’lar sularda zooplaktonları oluştururlar. Bunlardan Cyclops ve Diaptomus’lar helmintlerden Diphyllobothrium latum'a arakonakçılık yaparlar. Ayrıca Cyclops 'lar Dracunculus medinensis' e de arakonaklık yaparlar. Daphnia 'lar ise nematodlardan Acuaria ve Tetrameres'lere arakonaklık yaparlar. Bu alt sınıfta ki türlerden balıklarda ektoparazit olarak bulunan ve balıkların crustacealanrı olan  cinsler önemlidir.Bunlar;
Cins: Ergasilos :
Tatlı su balıklarının solungaçları üzerinde ektoparazit olarak yaşarlar. Bu parazitler kanla ve epitelle beslenirler. Bu nedenlede solungaçlarda patolojik bozukluklara yol açarlar. Bu parazitle enfekte balılarda soluma güçlüğü, büyüme geriliği ve sexuel olgunluğa erişememe durumu görülür. Enfeste balıklar sekunder bakteri enfeksiyonlarına duyarlıdırlar. Özellikle mantar enfeksiyonlarına duyarlıdırlar. Ağır enfeksiyonlarda ölümler görülür. Özellikle sıcaklığın arttığı yaz aylarında kayıplar daha fazla olur.
Cins: Salmincola :
Vücutları cephalothorax ve abdomen olarak ayrılmıştır. Büyüklükleri 4 -7 mm' dir. Dişileri yumurta çıkarır ve bu yumurtadan çıkan larvalar balıkların solungaçlarına tutunarak 5 kez gömlek değiştirir ve olgunlaşırlar. Bu cinste tatlı su balıklarının yüzgeç ve solungaçlarında yerleşir.
Cins: Achtheres :
Çeşitli tatlı su balıklarının solungaçlarına yerleşir. 2 -7 mm büyüklüğündedir.
Cins: Lernaea :
Bu cins tatlı su balıklarında en yaygın olarak görülür. Bunların sadece dişileri parazittir. Erkek ile  dişi çiftleştikten sonra dişi paraziter hayata geçer. Yumurtadan çıkan larva suda serbest yüzer ve birkaç kez gömlek değiştirerek olgunlaşır. Özellikle kültür balıklanrıda ölümlere neden olur. Parazitler balıkların pullarını tahrip ederler. Buralarda ülserler oluşur ve daha sonra buralardan bakteri, mantar ve virusların içeri girmesine zemin hazırlanır. Enfekte balıklarda büyümede gerileme ve yüzme bozuklukları görülür. Cins: Argolos:
Bu cinse balık biti adı verilir. Erişkinleri 6 -22 mm uzunluğunda olup, tatlı su balıklarında yaygın olarak görülür.  Vücutları caput, thorax ve abdomenden oluşur. Bu türün biyolojileri biraz karışıktır. Erişkin dişi konağı terkeder ve suda bulunan çeşitli maddeler üzerine yumurtalarını bırakır. Yumurtalar içinde larva  gelişir ancak yumurtayı terketmez ve 3 larval dönem geçirip yumurtayı terkeder. Bir seri gömlek değiştirir ve her gömlek değiştirmede konağını terkeder. Bu gömlek değiştirme dönemlerinde de parazittir. Biyolojisini sıcaklığa bağlı olarak 40 -100 günde tamamlar, Argulus 'lar balıkların derisini delerek kanla beslenirler. Parazitlerin beslenme yerlerinde ülserler meydana gelir ve sekunder enfeksiyonlara neden olurlar.
Balıklarda ektoparazit olarak bulunan ve yukarıda yazılan cinslerin kontrolünde parazitsiz balıkların havuza alınması ve balıksız su kaynaklarının kullanılması esastır. Havuzlarda kullanılan suların süzülmesi gerekir. Ayrıca enfestasyonun görüldüğü yerlerde enfeste balıklar toplanıp imha edilmelidir. Yine havuzlarda balık sayısı azaltılmalıdır. Havuza yeni balıklar konmadan önce havuzun suyu boşaltılır ve kurutulur. Genç balıklar koruyucu amaçla ilaçlanırlar. Ayrıca larval dönemlerin ortadan kaldırılması için de ;
Kalsiyum klorür (% 0.85),
Bakır sülfat (% 0.2),
Magnezyum sülfat (% 1.7),
Organik fosforlu bileşiklerden Dipterex 0.5 ppm, Malathion 0.25 ppm oranında haftada bir defa olmak üzere 5 hafta kullanılır.
Alt sınıf: Malacostraca
Bu alt sınıfta bulunan crustacealar daha büyük yapılıdırlar. Vücut segmentleri sabit sayıdadır. Genellikle thoraxda 8 ve abdomende 7 segment bulunur. Bu alt sınıfta istakoz, kerevides, yengeç ve karidesler bulunur. Serbest olarak yaşayan bu kabuklular insanlar tarafından gıda maddesi olarak tüketilirler. Bunların bazıları bazı helmintlere arakonakçılık yapması bakımından önemlidir.
Sınıf: Myriapoda
Bu sınıfta bulunan artropodların vücutları çok sayıda segmentlerden oluşmuştur. Baş hariç tutulursa segmentler belirli gruplaşmalar göstermez. Her segmentten bir veya iki çift ayak çıkar ve kırk ayaklılar adını alırlar. İki alt sınıfı vardır.
Alt sınıf: Diplopoda (Milipedes)
Milipedler bin ayaklılar olarak isimlendirilirler. Vücutları silindirik yapıdadır. Her segmentden genellikle iki çift ayak çıkar. Bu alt sınıfta zehirli etkisi görülen türlere rastlanılmamaktadır. Ancak tropik bölgelerde yaşayan bazı türleri irkiltildiğinde deri bezlerinden zehirli bir salgı çıkarırlar. Özellikle ekinlere zarar verirler ve bazen rastlansal olarak insanların burun sinuslarında ve sindirim kanallarında görülür. Diplopoda 'ların bazı türleri helmintlerden Hymenolepis dimunata'nın arakonaklığını yaparlar. Diplopoda'lara dokunulduğu zaman kendi üzerine kıvrılır ve ölü gibi bir durum alırlar. Büyüklükleri birkaç milimetre ile 30 cm arasında değişir. Bitkisel ve hayvansal besin almalarına rağmen genellikle bitkisel gıdalarla beslenirler. Işığı sevmedikleri için gündüzleri saklanırlar. Genel olarak taş, ağaç oyuğu ve yaprakların altında bulunurlar. Rutubetli ortamları sevdikleri için kurak mevsimlerde yaz uykusuna (estivation) yatarlar. Vücutlarının alt yüzlerinde kendilerini korumak için salgı yapan zehir bezleri taşırlar.
Alt sınıf: Cbilopoda (Centipedes, yüz ayaklılar)
Dorso-ventral olarak nisbeten basıktırlar. Her segmentden bir çift ayak çıkar. Birinci çift ayaklar birer kanca şeklini almış olup, zehir bezleriyle irtibatlıdırlar. Bu alt sınıftakilerin türlere göre değişrnek üzere az veya çok zehirli etkileri vardır. Chilopodların boylan ıo cm'ye kadar varabilir ve bunlar bazı küçük omurgalı hayvanları bile yerler. Chilopodlar (çıyanlar) zehirini akıtarak kobay ve ördekleri bile birkaç dakika içinde öldürebilirler. Bunlar etle beslenirler. Sağlık önemi olan çıyanlar Scolopendra takımı ve Scolopendridae ailesinde bulunurlar. Bunlar parazitlik yapmazlar, hastalık etkeni bulaştırmazlar ve doğada yağmacılık ile beslenirler. İnsanlarda birkaç çıyan türü zehirlenme yapabilmektedir. Çıyan zehirlemesine scolopendrizm (scolopendrismus) adı verilir.
Scolopendrizm ; scolopendra cinsi chilopodların alt çeneleri ucundaki iğnelerini insan derisine sokarak dokulara zehir akıtmaları sonucu oluşan ve genellikle yerel belirtilerle ve bazen genel belirtilerle özellenen bir artropod zehirlemesidir. Çıyanlar nemli, loş ve karanlık yerlerde yaşar ve yuvalanırlar. Gündüzleri taş altlıklarında ve deliklerde gizlenirler. Geceleri dolaşır ve avlanırlar. Böcek ve ufak solucanlarla beslenirler. En önemli çıyan türleri sarı çıyan  (Scolopendra morsitans) ve yeşil çıyan (Scolopendra angulata) dır.
İnsanları çıyanlar kendilerini savunmak için sokarlar. Sokulan yerde kızarma, şişme, deri altı kanamaları ve bölgesel lenf yumrulaerında yangı gelişir. Özellikle çocuklarda ateş yükselmesi, baş ağnsı, bulantı ve kusma görülür. Hatta yüzdeki sokmalar çocuklarda ölümle sonuçlanabilir. Sokulan yerden çıyan düşmemiş ise üzerine tuzlu suya, alkole veya etere batırılmış pamukla
pansuman yapılır. Aynca amonyak, sodyum bikarbonat yada magnezyum sülfat eriğiyine batırılımış
pamuk kapatılır.  Sokulan yerin çevresine ağrı kesici olarak novacain gibi ilaçlar steril olarak enjekte edilir.
Insecta (Hexapoda, Entoma, Böcekler) Sınıfı
Bu sınıf böcekleri yani haşareleri içerir. Erişkinlerde vücut belirgin olarak 3 bölüme ayrılmıştır. Bunlar baş, göğüs ve abdomendir.  Başta bir çift anten vardır ve göğüs 3 segmentden oluşmuştur.
Bu halkaların her birinden birer çift ayak çıkar. Bazı türlerde ise thoraxdan bir veya iki çift kanat çıkar. Abdomen ise değişik sayıda segmentlerden oluşmuştur.
Baş (Capot) : Oval veya küremsi yapıdadır. Genellikle iki adet küremsi (bileşik, compound) göz bulunur. Ayrıca üçgen şeklinde dizilmiş üç basit göz "ocellus" bulunur. İnsectlerdeki bu petek gözler çok büyük olup, başın sağlı sollu iki geniş alanını kaplarlar. Böceklerde çok iyi gelişmiş olan bu gözler çok iyi bir görme olanağı sağlarlar. Başta bir çift anten bulunur. Antenler duyu organları olup, başın önemli organlarıdırlar. Bu antenlerin üzerlerinde hava akımlarına karşı duyarlı tüyler bulunur. Ayrıca anten üzerinde çeşitli kokuları almaya yarayan bir çift anten vardır. Antenler çeşitli segmentlerden meydana gelir ve değişik türlerde farklıdır. Böceklerde ağız organelleri üç değişik tipte olabilir. Bunlar kesici-parçalayıcı, sokucu-emici ve yalayıcı-emici ağız tipleridir. Ancak nadiren bazı türlerde örneğin myiasis etkenlerinde ağız organelleri redüksiyona uğramıştır. Bu ağız organelleri tiplerinden sokucu-emici tip kan emicilerde iyi gelişmiş olup, ağız yapılışı bir hortum (rostellum) dan ibarettir. Bu hortum anten, palp, üst dudak (labrum), üst çene (mandibula), alt çene (1. maxilla), hypopharynx (tükrük yolu) ve alt dudak (labium, 2. maxilla) dan oluşmuştur.
Göğüs (Thorax) :Thorax üç segmentden oluşmuştur. Bunlardan birincisine ve önde bulunana prothorax, ortadakine mesothorax arkadakine ise metathorax adı verilir. Bu halkalar belirgin ise de bazen ilk ikisi bazende üçü birden birbiriyle kaynaşmıştır. Ayak ve kanatlar bu halkalara yapışırlar. Kanat; böcekler için önemli bir organ olup, normal olarak her böcekte iki çift kanat vardır. Eğer kanat varsa bunlar mesothorax ve metathoraxdan çıkarlar. Bazı böcek türlerinde metathoraxdan çıkan kanat redüksiyona uğramış ve bir halter şeklini almıştır. Bu halter şeklindeki kanat denge organı görevi yapar. Bit ve pire gibi insectlerde kanat bulunmaz. Karıncalarda ise kanat bir süre bulunur ve sonra atılırlar. Önemli olan Diptera takımında ise iki çift kanat bulunur. Kanadın üzerindeki tüy ve lekeler ile kanadın şekli, rengi ve üzerindeki damarlar tür ayrımında önemlidir. Boru şeklinde olan damarların içinden sinir iplikleri ve kanadı besleyen sıvı geçer. Coleopteralarda ön kanatlar kitini ve mat olup, zar şeklinde olan arka kanatlan muhafazada kullanılır. Göğüsün  her segmentinden bir çift ayak çıkar. Yani insectler üç çift bacaklıdırlar. Ayak sıra ile coxae, trochanter, femur, tibia, tarsus ve pulvillus denen kısımlardan oluşur. Tarsusun uç kısmında tutunmaya yarayan pulvillum denen yastıkçılar ve kancalar bulunabilir.
Abdomen (karın) : Abdomendeki halkalar genel olarak belirgin olup, halka sayısı değişmekle beraber genellikle 11 halkadan oluşmuştur. Bu segmentlerin bazıları birbiriyle kaynaşmışlardır, Abdomenin arka tarafında türlere göre değişmek üzere anüs ve cinselorganlar bulunur.
Erkeklerde çiftleşmeye yarayan genital organlar hypopygium adını alır ve bazenda kılıfıyla birlikte penis bulunur. Dişilerde ise yumurtlamaya hizmet eden ovipozitor bulunur. İnsectlerde sindirim sistemi ağızIa başlar ve birçok kör keselerden oluşan mide ve bağırsaklarla devam eder ve anüsle sona erer. Bağırsaklar ön, orta (mideye tekabül eder) ve son bağırsaktan ibarettir. Midenin bağırsağa geçtiği yerde birçok kanalcık yani malpighi kanalları vardır. Bu kanallar böceğin ekskresyon aygıtları olup, artık maddeleri toplar ve son bağırsağa dökerler.
Böceklerde kaslar çeşitli halkalar içerisinde uzunlamasına ve enlilemesine şeritler meydana getirirler. Bunlar çizgili kaslardandır. Kaslar çeşitli organları özellikle de ayak ve kanatları hareket ettirirler. Örneğin uçan bir sineğin kanadı dakikada 300 kez çırpma yapar. İnsectlerde sinir sistemi merdiven şeklinde olup, vücudun dorsalinde arkaya doğru uzanır. Bu sinir ipcikleri birbirlerine sinir ipleriyle bağlıdır. Merkezi sinir sistemi, başta bulunan cervical ganglion (gelişmemiş ilksel bir beyin) ve bunların oesophagus etrafında birleşmeleri ile oluşur. Karın sinirleri ise başta beyin görevini yapan baş sinir ganglionundan çıkarlar. Böceklerde duyu organları,antenlerde, palplerde, başın çeşitli girinti ve çıkıntı yapan bölgelerinde, coxae ve trochanter üzerinde bulunurlar.
Böceklerde solunum sistemleri  karın halkalarının yan taraflarında bulunan ve stigma (solunum deliği) adını alan organellerde sonuçlanan, vücut içinde bir yumak halinde bulunan borucuklardan ibarettir. Solunum sistemi genel olarak trachea sistemiyle yapılır. Dallı ve budaklı borucuklar şeklinde olan bu trachealar stigmalarla dışarı açılır. Stigmalar abdomendeki segmentlerin yan taraflarından dışarı açılır. Her segmentde birer çift olabilir. Baş ve thoraxda genelde stigma olmaz. Stigmalar yalnız abdomen halkalarının   iki yanında bulunurlar. Stigmaların etrafı kalın bir kitin tabakasıyla çevrilmiş ve kaslarla idare edilen bir kapağa sahitir.Böcek istediği zaman burayı kapatır. Solunum hareketleri kas kontraksiyonları ve vücut duvarının genişlemesiyle olur. Dolaşım sistemi yönünden böceklerde kapalı bir durum görülmemektedir. Böceklerde gerçek bir karın boşluğu yoktur. Bunların iç organlarının üzerini bir yağ tabakası örter ve aralarında boşluklar bulunur. Kalp dorsalde ve arkada yer alır ve genişlemiş bir damardan ibarettir. İnsectlerde kan dolaşımları açıktır ve vücudun dorsalinde üzerinde delikler bulunan, iç kısmında vücudun ön tarafına doğru açılıp arka tarafına doğru kapanan kapakcıkları taşıyan bir damardan ibarettir. Vücut boşluğunda serbest olarak dolaşan kan hemolenftir. Bu hemolenf kalp adı verilen damar içine girer ve bunun sıkışması ile de ön tarafa doğru hareket eder. Bunun sonucunda üzerindeki deliklerden vücut boşluğuna hemolenfi iter.
İnsectlerde üreme sistemleri erkek ve dişi bireylerde farklıdır. Böceklerde erkek ve dişi ayrılmışlardır. Erkek üreme organları, genellikle ikiadet testis, ve sırası ile vasa defferens (boşaltı kanalı), vesicula seminalis  (tohum kesesi), ductus ejaculatorius (boşaltım borusu) ve eklenti bezlerinden oluşur. Dişilerde ise iki tane yumurtalık vardır. Bu ovaryumların her biri bileşik borucuklardan yani ovarial tüplerden oluşmuştur. Her iki ovaryum oviducta (yumurta yolu) açılır. Oviduct vajinaya bağlıdır. Ayrıca çiftleşme esnasında spermatozoitleri toplayan receptaculum seminis (tohum torbası) yada spermatheca  adı verilen bir torba bulunur. Bu torba vajinaya açılır.
Dişilerde en son organ olarak da yumurtlamaya yardımcı olan ovipositor adını alan organ vardır.
Böceklerin çoğunda yaşamları boyunca bir kez kopulasyon olur. Döllenmeden sonra erkek ölür, spermatozoitler dişinin yaşamı boyunca spermatekada canlı kalırlar ve gelişen yumurtayı döllerler.
Dişi ve erkek böcek çiftleştikten sonra türlere göre değişrnek üzere yumurta, larva yada pupa bırakırlar. Bu duruma göre bazı insectler ovipar (Dişileri yumurta bırakır), bazıları vivipar (Dişileri canlı, hareketli larvaları bırakır, buna larvipar da denir.) ve hatta bazılarıda pupipar (Dişilerin doğrudan pupa bırakması) 'dır.
İnsectlerin üzerleri kitin tabakasından oluşan bir kılıfla örtülüdür. Böceklerin biyolojik gelişmeleri sırasında erişkin hale yani olgun (matur) hale gelebilmesi için, böceğin büyüyüp gelişebilmesi için üzerindeki bu kılıfı atması olayına gömlek değiştirme adı verilir. Bu gömlek değiştirme olayı böceğin gelişmesi sırasında tüm dönemlerde meydana gelir. Böceklerde sırası ile erişkin -yumurta -larva -pupa ve erişkin dönemleri görülür. Ancak bazı türlerde bu biyolojik gelişme evrelerinde değişiklikler olur. Yani erşkin-yumurta-nymph-erişkin böcek dönemleri görülür. Böceklerin gelişmesi sırasında iki tip larva şekli görülür. Bunlar;
Magot Larva: Başları küçük ve ayakları bulunmayan larvalara magot larva adı verilir.
Dipteralarda ve pirelerde görülür.
Oligopod Larva: Bu tip larvaların başları belirgindir ve thoraxda üç çift bacak bulunur.
Coleopteralarda görülür.
Pupa: Tam metamorfoz geçiren böceklerin biyolojilerini tamamlarken girmiş oldukları hareketsiz safhaya pupa adı verilir. Pupayı çevreleyen ve onu koruyan yapıya ise kokon adı verilir. İki çeşit pupa vardır. Bunlar, Obtek pupa: Pupa ince bir zarla örtülüdür ve pupa serbestçe hareket eder. Örn : Nematocera ve Brachycera 'larda, Koarktat pupa ise pupa içinde böcek görülmez ve pupa hareketsizdir. Örn : Cyclorrhapha 'larda görülen pupa şeklidir.
İnsectlerde Gelişme (Metamorfosis-Metamorphosis-Metamorfoz -Başkalaşım) :
İnsectlerin gelişmesinde yumurtadan çıkan genç artropod az çok erginlerine benzeyebileceği gibi bazı türlerde ise yumurtadan çıkan genç artropodlar erginlere hiç benzemezler. Yumurtadan çıkan ve erişkine hiç benzemeyen artropodun erişkine benzeyinceye kadar geçirdiği değişiklikler olayının tümüne metamorfosis adı verilir. Yani metamorfoz gelişme döneminde bir böcekte meydana gelen yapısal ve şekilsel değişikliklerdir. Metamorfoz yönünden insectler üç grupta toplanırlar.
a) Metamorfosis göstermeyen yada ilkel bir metamorfosis gösteren insectler : Bu gruptaki insectler direk gelişirler. Yumurtadan çıkan genç formlar büyüklükleri dışında erişkinlere tamamen benzerler. Bu formlar kısa sürede gelişip erişkinlerin büyüklüklerine erişirler. Apterygota alt sınıfındaki insectler bu gruptandır. Bu gruptaki insectlerin bu tip gelişmelerine ametabola adı da verilir.
b) Yarım metamorfosis veya basit metamorfosis (Bemimetabola) gösteren insectler : Bu gruptaki insectlerin gelişmesinde yumurta -nymph -erişkin (imago) dönemleri sırası ile görülür. Yani yumurtadan çıkan genç formlar erginlere bazı eksiklikler dışında (kanatlannın olmayışı gibi) tamamen benzerler. Bu döneme nymph dönemi adı verilir. Nymph'ler türlere göre değişrnek üzere birkaç kez gömlek değiştirdikten sonra erişkin yani imago haline geçerler. Bu tip gelişme Pterygota alt sınıfına bağlı Exopterygota bölümündeki insectlerde görülür. Bunlardan bazılan Orthoptera, Mallophaga, Anoplura ve Hemiptera 'lardır.
c) Tam veya komplex metamorfosis (Bolometabola) gösteren insectler :
Tam başkalaşım geçiren böceklerin biyolojilerinde sırası ile Yumurta -Larva -Pupa -Erişkin böcek dönemleri görülür. Yani yumurtadan çıkan genç formlar erişkinlere hiç benzemezler ve kurtcuk biçimindedirler. Bu döneme larva adı verilir. Larvalar birkaç gömlek değiştirdikten sonra hareketsiz ve sakin bir devreye girerler. Bu esnada artropodun etrafında koruyucu bir kılıf veya kabuk meydana gelir. Bu koruyucu kılıfa kokon ve kokon içerisindeki döneme ise pupa yada bazı insect türlerinde krizalit adı verilir. Daha sonra kokon açılarak erişkin böcekler dışarı çıkarlar.Yani bu tür insectlerin gelişmesinde görülen dönemler arasında hiç bir morfolojik fark yönünden benzerlik yoktur. Bunun içİn de bu gruptaki böceklerde tam metamorfosis görülür. Örneğin Pterygota alt sınıfındaki Endopterygota bölümünde bulunan insectlerde bu tip bir gelişme yani holometabola görülür. Örn: Lepidoptera, Siphonaptera ve Diptera takımlarında tam başkalaşım görülür.
İnsecta Sınıfının Sınıflandırılması (Classificationu) İnsecta sınıfında iki alt sınıf vardır.
1- Subclasis (Alt sınıf) : Apterygota
Bunlar kanatsız insectlerdir. Gelişmelerinde metamorfoz göstermezler. Bu alt sınıftaki türlerin Veteriner Hekimlik yönünden bir önemleri yoktur. Bu alt sınıfa bağlı;
Thysanura
Diplura
Collembala
Protura takımları bulunur.
2- Subclasis : Pterygota
Bu alt sınıftakiler erişkin dönemlerinde kanatları olan veya kanatlı formlardan köken almış yada evoluasyon sonucu sonradan kanatsız olmuş insectlerdir. Pteryagota 'lar tam veya yarım metamorfoz geçirirler. Bunlar iki alt bölüme (division) aynlırlar.
2.a- Exopterygota bölümü (Hemimetabola bölümü) :
Bu bölümdeki böceklerin kanatları dışa doğru bir sürgün veya tomurcuk gibi gelişir. Biyolojilerinde yarım metamorfosis gösterirler ve bunun içinde hernimetabola bölümü olarakta  adlandınlırlar. Bu insectlerin erişkin olmayan yani genç dönemleri (immature) yapıları ve yaşadıkları yerler bakımından erginlerine benzerler. Exopterygota bölümünde bulunan önemli takımlar şunlardır:
Takım (Order) : Orthoptera (Blattaria, Hamam böcekleri, Çekirge)
Takım: Mallophaga (Isıran bitler)
Takım: Anoplura (Siphunculata, Sokucu bitler)
Takım: Herniptera (Tahta kurulan)
Takım: Odonata (Kız böceği)
Takım: Thysanoptera (Ekin -Fidan bitleri)
Takım: Dermaptera (Kulağa kaçanlar)
Takım: Plecoptera (Taş sinekleri)
Takım: Isoptera (Termitler. beyaz kanncalar)
Takım: Psocoptera (Kitap bitleri)
2.b- Endopterygota bölümü (Holometabola bölümü) :
Bu bölümdeki insectlerin gelişmelerinde tam metamorfoz görülür. Kanatları internal olarak yani bir kokan içinde veya koza içinde gelişir. Bu bölümde bulunan önemli takımlar şunlardır.
Takım: Coleoptera (Kın kanatlılar)
Takım: Hymenoptera (Zar kanatlılar, bal arıları, normal karıncalar ve eşek arıları)
Takım: Lepidoptera (Kelebek ve güveler)
Takım: Neuroptera (Sinir kanatlılar)
Takım: Siphonaptera (Aphaniptera, Pireler)
Takım: Diptera (Gerçek sinekler, çift kanatlılar)
Exopterygota Bölümü
Bu bölüm içerisinde çok sayıda takım varsa da bunlar içerisinde Veteriner Hekimlik yönünden önemli olanlar üzerinde durulacaktır. Yani insan ve hayvan sağlığı yönünden önemli olan, hastalıklar oluşturan ve vektörlük yapan türlerden bahsedilecektir.
OrthopteraTakım; (Syn: Blattaria)
Bu takım; hamam böcekleri yanında, ağustos böcekleri ve çekirgeleri kapsar. Bunlar veteriner ve insan hekimliği yönünden parazitlik etkileri olmamalarına karşılık bazı hastalık etkenlerine arakonaklık yapmaları ve taşıyıcılık görevi yapmaları yönünden önemlidir. Bunlardan Melanoplus cinsine bağlı çekirgeler Tetrameres americana ve Cheilospirura amulosa'ya arakonaklık yaparlar. Hamam böcekleri değişik uzunlukta ve büyüklükte olup, vücutları dorso -ventral olarak basıktır. Vücut caput, thorax ve abdomenden meydana gelmiştir. Başlarında bir çift anten, bir çift göz ve parçalamaya ve çiğnemeye elverişli ağız organelleri vardır. Göğüs halkalarının dorsalinden  masothorax ve metathoraxdan iki çift kanat çıkar. Bunlardan birincisi sertleşmiş ve kitini yapıda olup, metathoraxdan çıkan ve ince bir zar gibi olanının üzerini örter. Göğüs halkalarının ventral kısmından uzun üç çift bacak çıkar. Hamam böcekleri kanatlı olmalarına rağmen uçamazlar. Sıcak ve rutubetli yerlerde yaşarlar. Mekaniksel olarak bazı protozoon kistlerini taşırlar ve bir kısım nematodlara arakonaklık yaparlar.Hamam böceklerinden üç tür yurdumuzda bulunmuştur. Bunlar;
Blatta orientalis (Şark hamam böceği)
Blatella germanica (Alman hamam böceği)
Periplanata americana'dır.
Hamam böcekleri spirurida takımındaki bazı nematodlara, Gongylonema 'ya bazı tavuk cestodlarına (Raillietina sp) ve oxyspirura cinsi nematodlara arakonaklık yaparlar. Bakterilerden salmanella 'lara vektörlük yapabilirler. Yine değişik bakteri, protozoon, mantar gibi değişik hastalık etkenlerini mekanik olarak bir yerden başka bir yere taşırlar ve özellikle yiyeceklere bulaştırırlar. Kolera, tifo ve verem basilleri ile Entamoeba coli, Entamoeba histolytica, Balantidium coli, Giardia intestinalis ve Trichomonas hominis kistlerinin yayılmasında aktif olarak rol oynarlar. Aynca helmintlerden Tetrameres, Acuaria, Hymenolepis ve Moniliformis cinslerine arakonaklık yaparlar.
Hamam böcekleri sıcak yerlerde yaşar ve karanlıkta dolaşırlar. Duvarların çatlak ve oyuklarına, tahta kenarlarının arasına yada arkalarına, su ve kalorifer borularının arkasına ve dolaplara gizlenirler. Bu insectler nişastalı ve şekerli besinleri severler. Ancak diğer besinlerle de beslenebilirler. Bu nedenle mutfaklarda yiyecek konulan dolaplarda, kiler ve fırınlarda sıkça rastlanılır. Ayrıca hayvan barınaklarında da bunlara sıkça rastlanılır.
Blatella germanica yani alman hamam böceği 15 mm uzunlukta olup, açık kahverengindedir. Thoraxın üst kısmında iki koyu çizgi görülür. Kanatlar her iki cinsiyette de mevcut olup, vücut uzunluğunu biraz geçer. Şark hamam böceği (Blatta orientalis) ise nisbeten daha büyük olup, 25 mm uzunluğunda ve koyu siyah renktedir. Kanatlar erkeklerde abdomenin ucuna kadar ulaşmaz ve dişilerde ise kanatlar daha da küçülmüştür. Hamam böceklerinin dişileri içlerinde yumurtaları bulunan ve yumurta paketleri adını alan silindir  şeklindeki yumurta paketlerini uygun yerlere bırakırlar. Bu yumurta paketleri içerisinde çok sayıda yumurta bulunur. Uygun ısı ve besin bulunduğu ortamda çabucak gelişerek nymphler oluşur. Yumurtadan erişkinlerin oluşması normal şartlarda 30 -50 gün kadar sürer.
Hamam böcekleri ile mücadelede insectisit yani insect öldürücü ilaçlar kullanılır. Toz şeklinde olanIarı hamam böceklerinin geçecekleri yerlere dökülür yada bir puar yardımı ile toz ilaçlar bunların saklandıkları yerlere serpilirler. Toz ilaçların kullanılması bu tip ilaçların kalıcı etkisinden dolayı daha faydalıdır. Bunun yanısıra solüsyon halindeki ilaçlarda bunların saklandıkları yerlere püskürtülürler. Ancak bu solüsyonların mutlak süratte hamam böceklerinin vücutlarına temas etmesi gerekir. Kontrolde dieldrin ve lindan gibi klorlu hidrokarbonlu insectisitler sprey şeklinde saklandıkları yerlere püskürtülerek uygulanır. Ancak yumurtadan çıkacak yeni nesilleri öldürmek için ilaç tekrarlanmalıdır. Bu amaçla sentetik pyretroidlerde kullanılabilir. Bunlann dışında 25 gr kaynamış patatese 75 gr borik asit karıştırılarak un haline getirilir. Etrafta yiyecek bulundurmamak şartıyla küçük tabaklar içinde hamam böceklerinin yemesine bırakılır. Hamam böcekleri ile mücadelede meskenlerin tümünde mücadele yapılır ve temizliğe dikkat edilir. Kullanılan ilaçlara karşı direnç gelişebileceği için farklı gruplardan insektisitlerin değiştirilerek kullanılmasında yarar vardır.
Phthiraptera (Bitler)
Gözle görülebilecek büyüklükte olan bitler 1 -2 mm büyüklüktedirler. Vücutları dorso -ventral olarak basıktır. Vücut caput, thorax ve abdomenden oluşur. Erişkin formlarında daima üç çift bacak bulunur. Kanatları yoktur. .Gözleri rudimenterdir yada yoktur. Bitler bütün yaşam dönemlerini (yumurta -nymph -erişkin) konak üzerinde geçiren insectlerdir. Yani daimi ve tek
konaklı parazitlerdir. Bitler kan emen hakiki bitler (Anoplura) ile tüy ve yapağı yiyen bitler (Mallophaga) olmak üzere iki takımda incelenirler.
Mallophaga ve Anoplura takımındaki türler arasındaki farklar şunlardır:
MalloRhaga Takımı AnoRlma Takımı- Baş ve Thorax Baş thoraxdan geniş Baş thoraxdan dar ve ve kalkan seklindedir. sivrilmis sekildedir. Ağız organelleri Kesmeye -parçalamaya Sokmaya -emmeye elverislidir. elverislidir.
Gtdası Epidermis artıkları Konakçımn kam ve tüvler
Konaklan Türlerin çoğunluğu Hepsi memelilerde bulunur kanatlılarda, çok azı
ise memelilerde bulunur.
Mallophaga Takımı:
Bu takıma bağlı üç alt takım (suborder) vardır. Bunlardan Amblycera ve Ischnocera alt takımları daha önemlidir.
Suborder : Amblycera
Antenleri başın iki yanındaki çukurlarda olup, kolayca görülemez. Bunların mandibulaları önden ısırır. Çok hareketli, uzun yapılı ve sarı renklidirler. Mesothorax ve metathorax arasında genellikle görülebilen bir çizgi vardır.
1) Familya (Aile): Gyropidae
Memeli hayvanlarda ve daha çok kemiricilerde (kobay) bulunurlar.
Genus (Cins) : Gyropus
Bu cinse bağlı en önemli tür Gyropus ovalis'dir. Kemirici hayvanlarda bulunurlar. Kobayların mallophagose'unu meydana getirir. Erkekleri 1 mm, dişileri ise 1.2 mm uzunluğundadır.
2) Familya: Menoponidae
Kanatlılarda görülür. Bu ailedeki türlerin başları çok genişlemiş ve üç köşeli bir görünüm almıştır. Antenleri dört eklemlidir ve tarsuslarında bir çift tırnak bulunur. Bu ailede bulunan önemli türler:
Species (Tür) : Menopon gallinae
Species : Menopon phaeostomum
Species : Holomenopon leucoxanthum
Species : Menacanthus stramineus
Species : Trinoton anserinum
Bunlardan en yaygın olarak görülen cins menapon' dur. Daha ziyade konağının derisi üzerinde yaşadığından vücut biti adını alır. Süratli hareket eder. Özellikle genç hayvanlarda ölüme sebep olabilirler.
Suborder : Ischnocera
Bu alt takımdakilerin mandibulaları alttan ısırır ve antenleri kolay görülür. Hareketleri nisbeten yavaştır. Geniş yapılıdırlar ancak bazı türleri dar ve uzundurlar. Renkleri kırmızı esmer veya gri siyahtır. Mesothorax ve metathorax kaynaşmıştır.
I) Familya: Philopteridae: Kanatlılarda, kuşlarda görülürler. Bu ailedeki önemli türler:
Species : Lipeurus heterographus
Lipeurus'lann vücutları dar ve uzundur. Vücut kenarları birbirine paraleldir.
Species : Lipeurus caponis
Species : Goniodes gigas
Goniodes'ler tavuk tüylerinin sapı üzerinde bulunurlar ve renkleri kırmızımtrak esmerdir.
Species : Goniocotes gallinae
Species : Chelopistes meleagridis
Species : Columbicola columbae
Species: Anaticola crassicornis
Philopteridae ailesindeki türlerin antenleri 5 eklemlidir. Ayak tarsuslarının uç kısmında bır çift tırnak bulunur.
2) Familya: Trichodectidae : Antenleri 3 eklemlidir. Tarsusların uç kısmında tek bir çengel bulunur. Bu ailedeki türler memelilerde görülür. Memelilerin tüyleri arasında yaşarlar. Bu ailede üç önemli cins bulunur,
Cins: Trichodectes
Species: Trichodectes canis: Köpeklerde bulunan mallophaga türüdür. Açık san renktedir.
Başı dikdört.gen şeklinde olup, antenleri tüylüdür.
Cins: Felicola

Species : Felicola subrostrata: Kedilerde bulunur. Başlarının ön kısmı üçgen şeklindedir.
Genus: Damalinia (Bovicola) : Ayaklan ve ayak uçlarındaki çengelleri uzundur.
Species : Damalinia (Bovicola) bovis : Sığırlarda görülür.
Species : Damalinia (Bovicola) ovis : Koyunlarda bulunur.
Species : Damalinia (Bovicola) equi : Tektırnaklılar konaklarıdır.
Species : Damalinia (Bovicola) caprae : Keçilerde Species : Damalinia (Bovicola) painei : Keçilerde
Species : Damalinia (Bovicola) limbala : Keçilerde bulunan mallophaga türleridirler.
Suborder : Rhynchophthirina : Bu alt takımda bulunan mallophaga türleri fazla önemli değidirler. Önemli cins ve türü ise;
Cins: Haematomyzus
Species : Haematomyzus elephantis'dir. Fil bitleri'dir.
Anoplura (Siphunculata) Takımı
Gerçek bitler olup, yalnız memelilerde bulunurlar ve konaklarından kan emerek beslenirler. Bu takıma bağlı 5 aile vardır.
I) Familya: Haematopinidae : Hayvan bitleridir. Aile adından da anlaşıldığı gibi kan emenler anlamına gelir. Gözleri bazen hiç yoktur bazen de çok basittir. Baş ön tarafa doğru çıkıntılar yapmıştır. Bacaklar aynı büyüklüktedir. Bu ailedeki önemli cinsler;
Genus: Haematopinus
Species : Haematopinus asini : At bitidir. At, katır ve eşeklerin kuyruk ve yelelerindeki kıllarda bulunur. Species : Haematopinus bufali: Mandalarda bulunur.
Species : Haematopinus suis: Domuzlarda bu
Linkback: http://www.gencveteriner.com/index.php?PHPSESSID=0baad687f697194952432fe036698c2c&topic=2384.0
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.


 

Facebook Sayfamız

Profil

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

En Popüler Bölümler

Yeni Üyelerimiz

Forum İstatistikleri

  • stats Toplam Üye: 11382
  • stats Toplam İleti: 14670
  • stats Toplam Konu: 3944
  • stats Toplam Kategori: 6
  • stats Toplam Bölüm: 181
  • stats En Çok Çevrimiçi: 943