GençVeteriner | Veteriner Hekimlik ve Evcil Hayvan Portalı

Hayvanlar Alemi => Hayvan Hastalıkları => Sığır Hastalıkları => Konuyu başlatan: eXcaLibuN - 03 Aralık 2006, 01:58:04

Başlık: KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ
Gönderen: eXcaLibuN - 03 Aralık 2006, 01:58:04
İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden ve sayıları gittikçe artan arbovirüsler, artopodların vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyon hastalığı grubunu oluşturmaktadır. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ve raş ile ön plâna çıkan sendromlar şeklinde görülür. Arbovirusların biyolojik silah olarak kullanım alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır. Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır. KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, şiddetli bir seyir gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek (yaklaşık % 30; bu rakam bazı kaynaklarda daha yüksek olarak verilmiştir) olan bir hastalıktır. Hastalık, hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın olarak görülmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır; sporadik vakalar veya salgınlar şeklinde insanlarda da görülebilmektedir. Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, RNA içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir. KKKA ilk olarak 1944 yılında Kırım'da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo'da görülen hastalığın, 1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı olduğunun farkına varılmış ve hastalık bu tarihten itibaren bugünkü bilinen ismiyle anılmaya başlamıştır. Klinik Özellikleri Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Gövde ve ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir. Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır. Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren hepatorenal ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş 5 veya 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat dönemi uzun sürer. Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30'ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu veya onuncu günlerinde olmaktadır. Laboratuvar bulgusu olarak özellikle lökopeni ve trombositopeni dikkati çekmektedir. AST, ALT, CK ve biluribin değerlerinde yükselmeyi alkalen fosfataz, GGT ve LDH'daki yükselme takip eder. Protrombin zamanı, a PTT, ve diğer pıtılaşma testlerinde belirgin bozukluk görülmektedir. Bariz kanama olmasa da hemoglobin düzeylerinde düşme gözlenebilir. Epidemiyoloji Hastalık sıklıkla Afrika, Asya, Ortadoğu ve Doğu Avrupa'da endemiktir. KKKA'nın, 2001 yılında Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Güney Afrika'dan sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir. Virüs, bir çok evcil ve yabani hayvanı enfekte etmektedir. Bir çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır. KKKA'nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere sahiptir. Virüs kenelerde, transovaryal ve transstadial pasajlarla idame olur; keneler arasında venereal olarak bulaşmanın olduğu da bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır. Bu soya ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Kenelerin türlere göre değişmekle beraber küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlardan kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur. Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Ayrıca nosokomiyal enfeksiyon oluşturma riski de bildirilmektedir. Hastalığın geçirilmesi sonucunda bağışıklık bir yıl kadar sürebilmektedir.Kuluçka Süresi Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.Tanı Tanı için biyogüvenlik açısından tam güvenli laboratuvarlara ihtiyaç vardır. Tanıda, virüsün kan ve doku örneklerinden izolasyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş antikorların serolojik olarak gösterilmesi kullanılmaktadır. Oluşan antikorlar serolojik yöntemlerden en hızlı ELISA ile saptanabilmektedir; IgG ve IgM antikorları hastalığın yaklaşık 6. gününden itibaren serumda belirlenebilir. IgM'ler 4 ay kadar serumda belirlenebilirken, IgG'ler azalır; ancak, yine de 5 yıla kadar IgG antikorlarına rastlanabilir. Bazı kişilerde hastalık, özgül antikorlar kanda belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden tanı konulamayabilir. Bu durumlarda tanı özellikle hastalığın ilk 5 gününde kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs izolasyonu ile yapılabilir. Bu amaçla hücre kültürleri, immünfloresan ve EIA kullanılabilmektedir. Son zamanlarda, PCR gibi moleküler teşhis yöntemleri başarı ile kullanılmaktadır.
Korunma ve Kontrol: Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi KKKA'da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.Hasta ve hastanın çıkartıları ile temas sırasında mutlak üniversal önlemler alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde, temas edenin en az 14 gün kadar ateş ve diğer belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir.Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça zor bir iştir. Keneler yumurta dönemleri hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara saldırarak kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Coğrafik bölgelere göre ve türlere göre değişmekle beraber, KKKA'yı bulaştıran Hyalomma soyuna ait keneler genel olarak nisan ve ekim aylarında aktiftirler; bu dönemlerdeki salgınların sebebi de budur. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.• Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınaklarına veya kenelerin bulunduğu alanlarda bulunulması durumunda, vücudun belirli aralıklarla kene yönünden aranmalı; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan (bir pensle sağa sola oynatarak, çivi çıkarır gibi) alınmalıdır. Bunun için en uygun olanı, kan emme durumunda olan kenelerin üzerine eter, kloroform, alkol yada gaz sürülerek kendiliğinden deriyi terk etmeleri sağlanmalı, bundan sonra öldürülmelidir. • Diğer önemli hususlardan birisi de piknik amaçlı olarak gidilen su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlerde çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir. Ormanlarda çalışan işçilerin ve ava çıkanların lastik çizme giymeleri veya pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları kenelerden koruyucu olabilmektedir. Hayvancılıkla uğraşanlar hayvanlarını kenelere karşı uygun akarisitlerle ilâçlamalı ve hayvan barınakları kenelerin yaşayamayacağı şekilde yapılmalı, çatlaklar tamir edilmeli ve badana yapılmalıdır. Kene bulunan hayvan barınakları yine uygun akarisitlerle usulüne uygun olarak ilâçlanmalıdır. Gerek insanları gerekse hayvanları kene saldırılarından korumak için repellent olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. Repellentler sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek kullanılabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına uygulanabilir; ayrıca, bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.• Kenelerin çevrede çok olması halinde mera, çayır, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, insektisit uygulamalarına başvurulabilir. Açık alanlara insektisit uygulamalarının uygun görüldüğü durumlarda uçak, helikopter, püskürtme cihazı monte edilmiş araç veya sırtta taşınan pompalar kullanılmalıdır.Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir. Kene mücadelesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile bu Bakanlığın il ve ilçe teşkilâtlarının önerileri ve direktifleri doğrultusunda yapılmalı; problemin, yerel yönetimlerin ve ilgili diğer sektörlerin konuya hassasiyetle yaklaşmaları ve gereken önemi vermeleriyle çözülebileceği de unutulmamalıdır.

Kaynak:www.infeksiyon.org


AVIAN INFLUENZA
(Tavuk vebası, Kuş gribi)

Ragıp BAYRAKTAR
Uzman Veteriner Hekim

Hastalığın Tanımı

Tavuk vebası, kanatlılarda Orthomyxoviridae familyasındaki viruslardan A tipi Avian influenza virusu tarafından oluşturulan, solunum ve sinir sistemine ait belirtilerle birlikte yüksek mortalite ile seyreden akut bir hastalıktır.


Hastalığın Önemi

Tavuk vebası, bütün dünyada büyük ekonomik kayıplara neden olan bir hastalık olup tavukçuluk sektörünü tehdit eden önemli viral hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir.

Avian influenza virusunun A, B ve C antijenik tipleri vardır. B ve C tipi yalnız insanlarda hastalık oluşturur. A tipi ise, insan, domuz, at, balina, Amerikan vizonu ve kanatlılarda solunum yolu enfeksiyonu oluşturduğu tespit edilmiştir.A tipi viruslar Hemaglutinin (HA) ve Neurominidase (NA) antijenik yapılarına bağlı olarak alt tiplere ayrılmışlardır. Bilinen 15 farklı Hemaglutinin (H) ve 9 farklı Neurominidase (N) tipinin varlığı söz konusudur. Kanatlı hayvanlarda 80'den fazla farklı özellikte inluenza virusu izole edilmiştir. Bunlar arasında en fazla patojenik olanları (Tavuk Vebası virusu (H7N7), Hindi İnfluenza virusu (H6N2, H8N4), Tavuk Scot/59 (H5N1), Tern/Güney Afrika (H5N3) viruslarıdır.

İnfluenza virusları ılıman ve kutuplara yakın bölgelerdeki insan, domuz ve at populasyonlarında belirli zamanlarda, özellikle kış mevsiminde, tropikal ve subtropikal bölgelerde ise bütün yıl boyunca görülmektedir. Bununla beraber kanatlı ve deniz memelilerinde herhangi bir zamanda influenza salgınları çıkabilir. Öldürücü bir hastalık olan Avian influenza'nın etkeni birçok ülkede izole edilmiştir. Hastalık son on yılda Meksika, Avustralya, Hong Kong ve İtalya da görülmüştür. Bu günlerde (8 Ocak 2004 9 Şubat 2004) Asya ülkelerinde (Kore, Vietnam, Japonya, Çin, Tayland, Kamboçya, Hong Kong, Pakistan ve Endonezya) A tipi viruşun H5N1 serotipi büyük salgınlar yapmakta ve en son olarak da A.B.D'de 9 Şubat 2004 tarihinde görülmüş olup ABD ve Pakistan'da izole edilen A tipi viruşun H7 serotipidir.

Kıtalar arası çıkan salgınlarda, virusun subtiplerinde bir benzerlik yoktur. Bu da şunun önemini vurgular; yatay enfeksiyonların yanında, genetik mutasyonlarda hastalığın etkisi ve şiddeti üzerinde büyük bir rol oynamaktadır. İtalya’da yaşanan problemler devamında, genetik değişimin gerçekten problemlere sebep olabileceği ortaya konulmuştur. Daha önceki yıllarda ise; ABD, Kanada, Fransa, Rusya, İsrail, Almanya, Macaristan, Çekoslavakya, Yeni Zelenda ve Hindistan'da görüldüğü rapor edilmiştir. Virus hemaglutinasyon ve hemadsorbsiyon özelliğine sahiptir. Virusun bütün suşları embriyolu tavuk yumurtasında ürer ve embriyoyu öldürürler. Enfekte embriyoda yaygın hemorajiler oluşturur. Virus doku kültüründe de ürer. Ribonükleoprotein antijenlerine göre tiplendirilir. Virus daha çok ördeklerden izole edilmekle birlikte hindi, tavuk, sülün, evcil kaz, bıldırcın, tavus kuşu, muhabbet kuşu, martı, bataklık kuşları, keklik, deniz kuşları, beç tavuğu ve papağan cinslerinden de izole edilmiştir.

Çok patojen Avian influenza virusları ile oluşan hastalık vakalarında genellikle solunum güçlüğü, aşırı göz yaşı, yüz ve başta ödem, deri altında siyanoz ve hemoraji, ibik ve sakallarda siyanoz ile ishal görülür. Tavuk ve hindilerde kimi zaman hiçbir belirti görülmeden de ani ölüm şekillenebilir.

Orta patojen suşların neden olduğu hastalık formunda anoreksi, depresyon ve verim düşüklüğü görülür. Yumurtacı hayvanlarda % 75- 80 verim kaybı ile tüm kanatlılarda % 10-100 arasında ölüm görülür

Ülkemizde hastalık şu ana kadar görülmemiştir fakat Asya, Orta Doğu ve İtalya'da hastalığın yakın zamanda görülmesi, tavukçuluk sektörünün global yapısı, gerek gen kaynaklarının gerekse aşı ve biyolojik maddelerin dış kaynaklı olması hastalığın ülkemizde görülme riskini artırmaktadır.


Hastalığın Yayılması

Bulaşmada göçmen kuşlar önemli rol oynamaktadırlar. Enfekte kuşların gaitaları ve sekresyonları ile bulaşık yem, su, alet-ekipman, personel, kuluçkahanede kırılan yumurtalar yayılım nedenleridir. Hastalığın horizontal bulaşması (yatay bulaşma yani hayvandan hayvana) çok rastlanan bulaşma şeklidir. Vertikal bulaşma (dikey bulaşma yani tavuktan yumurta yoluyla civcive) ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamakla beraber enfekte hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabuklarında etkenin varlığı tespit edilmiştir. Virusun hava yolu ile taşınması bir kaç kilometre ile sınırlıdır. Ayrıca hastalık böcekler, kan emici sinekler ve rodentlerle enfekte hayvanlardan duyarlı olanlara mekanik olarak bulaşır. İnkubasyon periyodu birkaç saat ile iki üç gün arasında değişebilmektedir.

ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA HASTALIĞIN DURUMU TÜRKİYE

Ülkemizde şu ana kadar hastalık görülmemiştir. Hastalıkla ilgili yönetmelik ve talimatımız AB’ye uygundur. Bakanlığımız, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğümüzün 24.10.2002 tarih ve 250.10.10.11/HHM-42-11030 sayılı Tavuk vebası (Avian Influenza) hastalığını izleme talimatı gereğince hastalığın Ülkemizdeki durumunu belirlemek amacıyla bir izleme çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada Enstitümüze bağlı illerden toplanan 5.100 adet kan serumu AGP metoduyla test edilmiş olup, hastalığa ait antikor tesbit edilmemiştir. Diğer Enstitülerce elde edilen sonuçlar da negatiftir. Ülke genelindeki Sero-survey sonuçları Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından rapor edilmiştir.

BELÇİKA

14 Nisan 2003'e kadar toplam 212 vaka tesbit edilmiş olup, 13.600.000 milyon adet kanatlı hayvan imha edilmiş olup 800 den fazla kümes koruma ve izleme sonunda bulunmaktadır.

16 Nisan 2003 tarihinde 1 vaka (yumurtacı damızlık) tespit edilmiş olup, 10.500 duyarlı hayvandan 550 adedi ölmüş, geri kalan 9.950 kanatlı hayvan imha edilmiştir.

28 Nisan 2003 tarihinde 3 vaka (yumurtacı damızlık) tespit edilmiş olup, 64.700 duyarlı hayvandan 2.000 adedi ölmüş, geri kalan 62.700 kanatlı hayvan imha edilmiştir.

Bu vakalarda direkt temas ve hava bulaşma yolu olarak tespit edilmiş, son vakalardaki epidemiyolojik araştırmalar sürmektedir. Yapılan izolasyonlarda Brüksel/Veteriner ve Agrokimya Araştırma Enstitüsü tarafından Çok Patojen Tavuk Influenzası (Highly Pathogenic Avian Influenza-HPAI) tespit edilmiş ve H7N7 subtip olarak tiplendirilmiştir. Hastalık kontrolünde karantina, imha ve aşılama yöntemleri yürütülmektedir.

HOLLANDA

01 Mart 2003 tarihinde Avian Influenza tesbit edildiğinde 16 adet kümeste şüpheli durumda bulunuyordu. Lelystad-Hayvan Hastalıkları Merkez Enstitüsü tarafından yapılan izolasyon ve identifikasyon sonucu HPAI virusunun H7 subtipi olduğu bildirilmiştir. Hastalık kontrolünde; Bir kriz merkezi oluşturularak ulusal sınırlar içinde canlı kanatlı hayvanların bir araya getirildiği her türlü market, panayır, gösteri, vb. yasaklanmıştır. Şüpheli çiftlikler etrafında 10 km'lik bir koruma zonu oluşturularak bu alan içinde her türlü kanatlı hayvan ve ürünlerinin hareketleri yasaklanmıştır. Ülkeden kanatlı hayvan ve kuluçkalık yumurtaların ihraç edilmesi yasaklanmıştır. Ayrıca yem ve hayvan ile temasta bulunması muhtemel her türlü ürün izlemeye alınmıştır. Enfekte çiftliklerin çevresindeki 1 km'lik alanda yer alan şüpheli kanatlılar imha edilmektedir.

11 Mart 2003 tarihinde 4 haftalık 12.000 kapasiteli broiler kümesinde 2.000 adet ölüm yapan bir kümesten 1 vaka tesbit edilmiş olup, 10. geri kalan 10.000 kanatlı hayvan imha edilmiştir. Bu bölgede insanlarda 132 konjuktivitis vakası tespit edilmiş, bunlardan 32'sinde HPAI ilişkili konfirmasyon yapılmıştır.

18 Mart 2003 tarihinde toplam 25 vaka (20 vaka yumurtacı kümesinde, 3 vaka broiler damızlık kümesinde, 2 vaka hindi kümesinde) tespit edilmiş olup, 673.041 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

27 Mart 2003 tarihinde toplam 54 vaka (38 vaka yumurtacı kümesinde, 9 vaka broiler damızlık kümesinde, 4 vaka hindi kümesinde, 2 vaka köy kümesinde) tespit edilmiş olup, 1.162.839 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

02 Nisan 2003 tarihinde toplam 31 vaka tespit edilmiş olup, 556.028 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

07 Nisan 2003 tarihinde toplam 32 vaka (24 vaka yumurtacı kümesinde, 3 vaka broiler damızlık kümesinde, 2 vaka köy kümesinde) tespit edilmiş olup, 1.197.884 duyarlı kanatlı hayvan imha edilmiştir.

AMERİKA

11 Nisan 2003 tarihinde Connecticut eyaletinde ticari yumurtacı kümeslerde hastalık tesbit edilmiştir. Bulaşmanın direkt temas ile canlı hayvan pazarından olduğu tespit edilmiştir. 2.900.000 duyarlı hayvan bildirilmiş olup ölümler ve imha hakkında bilgi yoktur. Veteriner Teşhis laboratuarları tarafından yapılan izolasyon ve identifikasyon sonucu H7 subtip olduğu bildirilmiştir.

Hastalık kontrolunda karantina ve hayvan hareket kontrolü, epidemiyolojik araştırma ile sero-survey sonuçlarını takiben aşılama bildirilmektedir.

ÇİN

30 Kasım 2002 tarihinde yabani ördek ve flamingolardan 3 vaka ve bunlarda 134 ölüm vakası tesbit edilmiş, ayrıca 68 adet kanatlı hayvan imha edilmiştir. Vakalardan yapılan izolasyon ve ABD'de yaptırılan identifikasyonlarda subtip H5 olarak tesbit edilmiştir.

2002 -2003 YILI GENEL DURUM

Pakistan, İran, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'da Kanatlı Influenzası tesbit edilmiş olup, identifikasyonlarda virusun H9 subtipi olduğu açıklanmıştır.

İngiltere ve ABD'nin Orta-Atlantik eyaletlerinde ise düşük patojeniteli H7 suşu tesbit edilmiş, imha ve kesim metodları ile hastalık kontrol altına alınmıştır. Son üç yılda ise Kaliforniya'da ticari yumurtacı sürülerde düşük patojeniteli H6 suşunun neden olduğu sınırlı enfeksiyonlar tesbit edilmiştir....


GencVeterineR.com
Başlık: Ynt: KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ
Gönderen: eXcaLibuN - 09 Haziran 2008, 05:42:49
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?

Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir.  6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan    hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.

(https://www.gencveteriner.com/proxy.php?request=http%3A%2F%2Fwww.hastane.com.tr%2FImages%2FContent%2Fkeneboyut.jpg&hash=8ac2a58e29fac4449916f04e285eb173ab1c176f)
Başlık: Ynt: KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ
Gönderen: baytarmemo - 13 Haziran 2008, 03:09:55
sen mükemmelsin gardaş allah razı olsun sınavlarda başarılar